💘AŞK💘

“Sevgililer Günü” başlığı altında, bize dayatılmış zırvalığın adı… Bilmem kaç kırat “tektaş’la” sevginin yüceliğini eşsizleştirme çabası… Ne ironi ama…

Ask’tan söz etmek istiyorum. Metaya dönmüş. Tüketime odaklı toplumda, adı “tektaş” olan “aşk…”

“Aşk’ı” nasıl tanımlar sınız.? Teknik mi, bilimsel mi, ya da kendi deneyimlerinizden mi faydalanırsınız…??
Herkesin kendine göre bir tarifi vardır.

Soyut bir kavram olan aşk. İnsanın kimyasını değiştiren, mistik boyutta karşımıza çıkar.

“Aşk’ı,” “aşk” yapan unsurların başında genelde tek taraflı olması, ulaşılmaz olması… Şarkıda da öyle demiyor mu ? “En güzel “aşk” zor olandır.!”

“Aşı’k” insan kalbiyle beyni arasında çelişki yaşar. Doğrusu vücut, beyni tanımaz. Kalptir onun rotasını belirleyen, yön veren. “aşk'” mantıkla ters orantılıdır. Çünkü “aşk’ın” mantığı yoktur.

“Aşk” aşırı duygu patlamalarından, kalbin ritmini bozar. Onlar bu alemde değil , başka alemde yaşar. Burda bahsettiğim “aşk,” “tektaş” aşk’ı değil, gerçek olan ve spiritüel boyuta geçen… Shpohaurun’a göre “aşk’ın” metafiziğini yaşarlar.

Birde “aşk’a,” “aşık” olmak var. Hiç duyunuz mu? Bu tiplerde başkasının “aşkı’yla” beslenir ondan ilham alır.

İkikişiden biri, sohbet arasında birdiğerine “aşk olsun” diyorsa, acaba ne demek istiyor; bir şey mi ima etmeye çalışıyor. Aşk “olsun derken” bu tümcede, aklları göçeden aşk’zedelere bi’ alay mı var…? Yazarken aklıma takıldı.

Havva’yla, Adem’dem beri herşey yasak elmayla başlamadı’mı.. Leyla’nın, Mecnu’nu “aşk’tan deliye dönüp çöllere düşmedi mi? Bir kalp ağrısıdır aşk

Sevgiyle kalın

Reklamlar

HANİ BENİM GENÇLİĞİM..!!??


Delikanlılık halleri ne güzeldir; umarsız, tasasız, kedersiz… Boş vermişlik hali,  bir kimlik arayışıdır.

Oturtulmaya çalışılan kişiliğimiz, gelişip serpilirken, çektiği çileler ve hep anlayış bekleyip, anlaşılmadığını sanan gençlik…

Anlama ve anlaşılma süresi öyle uzun ki neredeyse çeyrek asır. Kişiye göre farklılık göstersede, insanın “yaşı” otuzunda oturuyor. Herşeyi anlamaya kırkında başlıyor. Üç aşağı beş yukarı durum bu..

 

Bu sancılı dönemi atlatan “gençlik”… Orta yaşında duvara tosluyor. Vaktinde burun kıvırdığı, elin tersiyle ittiği herşey pek kiymetli oluyor. Delikanlık bayrağını, “tekamül’ün” kucağına teslim eden “gençlik” farkına varmanın, farkını öğreniyor. Dünyaya meydan okuyan şövalye “gençlik”  hesapta olmayan su gibi akan zamanla başa çıkamıyor. Ve dar alanda paslaşmalar başlıyor!! O bohem “gençlik” kalan değerli süresini tasarruf edip, herşeyin tadına vararak yaşamayı öğreniyor. 


Yaş otuzbeş yolun yarısı diyenler. Kırkında olgunluğa erenler. Yaşlandık diye korkmayın! İnsanın en verimli çağıdır bu yaşlar. Bize sunulan hayat öyle sanıldığı kadar uzun değil…!  Zamanı meçhul olsada bize biçilen süre belli!

Ne demiş Necip Fazıl??

“Gençliğine güvenip vakit çok erken derken, belki elvada bile diyemezsin giderken.”


Sağlıcakla kalın

Neden yazarız..?


İllede bir nedene bağlımıdır yazmak bilinmez. Ama her insanın potansiyel yazma eğilimi vardır.
Eski çağlardan beri daha insan yazıyı keşfetmeden tabletlere mağara duvarlarına resimler ve değişik geometrik şekiller çizerek bir şekilde duygularını ifade etmiştirler. Hatta bu yazılara dayanarak o dönemdeki insanların çizimleri  antropolojik ve sosyolojik açıdan veri olmuş,  günümüze kolaylıkla ulaşmıştır. Demek oluyor ki ilkel çağlardan bu yana insanın doğasında “yazma” eğilimi var olmuştur.

Yazmak arzusu birçok sebebe bağlı olabilir. Siyasi, vatan, aşk, vb gibi çevresel faktörlerin etkisiyle aşırı duygu yoğunluğu yada konuşamadığımız, anlatamadığımız içimizde kalan şeylerin yazıya aktararak kendimizi ifade etmek,  bizleri yazmaya iter.

*

Adalet Ağaoğlu’nun kendi anılarını  anlattığı kitabında “Eğer hayatın dilinden hoşnut olsaydık, yeni bir dil kurmaya kalkmazdık”.Burdan da şu sonuca varırız;muhalif olduğumuz herhangi bir konu bizde derin izler bırakıyorsa hemen kaleme kağıda sarılırız. İster buna kendinizle dertleşmek diyin, ister içinizi dökmek… Adına ne koyarsanız. Yazma eylemi duygusal patlamalarımızın dışa vurumudur.

Kalın sağlıcakla…

Geldik gidiyoruz..


Varoluşumuzun bilincindemiyiz..?? Bize biçilen ömrün süresini iyi kullanabiyor muyuz..??  Aklımda bir sürü deli sorular…

Hayatımızda değiştirebileceğimiz birde değiştiremeyeceğimiz şeyler var.Değiştiremeyeceğimiz  gerçek şey ise “ölüm”.. 

Tamamen bizim dışımızda gelişen, fanilerin başına gelen bu doğal olayın zamanı ve bize ne zaman uğrayacağını bilmiyoruz. Öleceğimizi biliyoruz ama ölmeyecekmiş gibi de bu gerçeğe uzağız.

Sebebi bilinmez. Ya bu olguyu kabullenemiyoruz, yada hayatın akışında bu geçeği görmezden geliyoruz. Yakınlarımızı, eşimizi, dostumuzu kaybedince,  rafa koyduğumuz,” ölüm” gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Ve hayatın tek gerçeğinin karşısında  deyim yerindeyse cin çarpmış gibi oluyoruz

Hayat boyunca dürbünün ters tarafıyla baktığımız “ölüm” yakınlarımıza gelip bize göz kırparken ,  korku ve endişelerimizde  beraberinde geliyor. O dakika kendi yaşamımızı irdelemeye başlıyoruz. Hayatta ki duruşumuz,  sihirli değenek değmiş gibi birden bire değişiyor. Biraz zaman geçince,  bu duygusal travmayı da atlatıyoruz. Hayat devam ediyor deyip kendimizi kandırıyoruz..herşeyi unutuyor,  kaldığımız yerden koşuşturmaya devam ediyoruz .Ta ki yeni bir ölüm haberiyle yüzleşene kadar bu kısır döngü devam ediyor. Ölümün birgün bizlere de uğrayacağını ne yazıkki görmezden geliyoruz…

“Ölüm dediğimiz tozlu yoldur.” 

“Geldik gidiyoruz”  farkındamıyız…???

Sağlıcakla kalın

AŞK OLSUN…

Gönül ferman dinlemez. Kime aşık olacağını kestiremez insan. “Aşk” mantıkla ters orantılıdır… Çünkü “aşk’ın” mantığı yoktur. Bazen içinde yaşarsın, bazende ulu orta insanların gözüne soka soka. Aşk uzaktan güzel…”Aşk’ın” çekiciliği ulaşana kadardır. Onu elde ettiğin an bütün büyüsü gider.

☝Ha bu arada aşkla sevgiyi ayrı tutmak gerek. Elmayla armut gibi…
“Aşk” Tanıyana kadardır. Süresi enaz altı aydır.
Esip gürler geçer kelebeğin ömrü kadar kısadır.
Oysa sevgi öylemi sonsuzdur.
Bazı kişiler de bedbaht “aşk’dan” beslenir.
Tıpkı Fuzuli gibi.. Ne demiş…????

Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
 Bir dem bela-yı aşktan etme cüdâ beni”



Kabaca teleffuz edersek ;Şair  aşktan zerk olmak ister…
Bu kadar felsefe yeter.
Konu “aşk” olunca sanatın her dalında ister görsel, ister yazılı alanda  güzel eserler ortataya çıkmıştır.
📚Gelelim bana yazıyı yazdıran kitaba 

YALNIZ SENİ ARIYORUM”

“Şair evli bir kadına aşıktır .Mektuplardan oluşur kitap
Orhan Veli “aşkı” yanlış adreste bulanlardan. Bak şimdi ironi yaptım yukardaki girizgahtan sonra bu da laf mı??? Eee gönül bu..Orhan Veli’nin aşkına birşey dediğim yok. Sadece yasak bir aşkı meşrulaştırıp, özendirerek yayınlamayı etik bulmuyorum efendim benim şahsi fikrim.Yazdıklarım  dışında kitaba lafım yok. Hele duygu anlatan kitapları severim..

Sevgiyle kalın…